<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık, Gebelik, Hamilelik, Hamile miyim?, Kadın Hastalıkları, Çocuk Hastalıkları, Cinsellik</title>
	<atom:link href="http://www.saglikturka.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglikturka.com</link>
	<description>Gebelik, hamilelik, cinsellik, hamile miyim?, kadın hastalıkları ve çocuk hastalıkları konularında bilgi sunan web sitesi.</description>
	<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 11:07:17 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>göğüs agrılarının vücuda etkileri</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/gogus-agrilarinin-vucuda-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/gogus-agrilarinin-vucuda-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 11:04:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[göğüs agrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[
Göğüsteki agrıların özellikle kalp krizi olabileceği konusunda artan bir endişe ile birlikte olursa.
Göğüste ağrı alerji nedeniyle meydana gelen aşırı aksırma veya öksürme sonucundan da meydana gelebilir. Eğer bunu yapacak kadar şiddetli ise öksürük bir kaburga kemiğini bile kırabilir. Kaburgalar arasındaki adaleler uzun süreli öksürükten hırpalanabilir. Stres de göğüste kalp krizi ağrısına benzeyen bir sıkışma meydana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-34" src="http://www.saglikturka.com/wp-content/uploads/2009/12/gogus-agrisi.jpg" alt="gogus-agrisi" width="379" height="370" /></p>
<p>Göğüsteki agrıların özellikle <strong>kalp krizi</strong> olabileceği konusunda artan bir endişe ile birlikte olursa.</p>
<p>Göğüste ağrı alerji nedeniyle meydana gelen aşırı aksırma veya öksürme sonucundan da meydana gelebilir. Eğer bunu yapacak kadar şiddetli ise<img src="http://www.tedavin.com/images/smilies/teda.gif" border="0" alt="" /> öksürük bir kaburga kemiğini bile kırabilir. Kaburgalar arasındaki adaleler uzun süreli öksürükten hırpalanabilir. Stres de göğüste <strong>kalp krizi </strong>ağrısına benzeyen bir sıkışma meydana getirebilir.</p>
<p><strong>Kalp Krizi:</strong> Kalbe oksijen sağlayan bir arter (atardamar) tıkandığı zaman kalp krizi meydana gelir. <strong>Kalp krizi</strong>nden önce günler veya haftalar boyu<img src="http://www.tedavin.com/images/smilies/teda.gif" border="0" alt="" /> yorulma ve zorlamadan sonra veya dinlenme durumunda bile göğüs ağrısı (angina pectoris) olabilir veya önceden herhangi bir ağrı olmaksızın meydana gelebilir.</p>
<p>Bir <strong>kalp krizi</strong> sırasında kalp adalesi tedricen ölürken “<strong>kalp krizi</strong> mi?” bölümünde sıralanan belirtileri meydana getirir.</p>
<p>Tanımlama olarak kalp krizi tıpta acil bir durum-</p>
<p>dur; eğer bir <strong>kalp krizi</strong> geçirmekte olduğunuzu düşünürseniz veya böyle bir durumda olan bir kişiyle birlikte bulunuyorsanız derhal doktor veya ambulans çağırınız. Eğer arkadaşınızın <strong>kalp krizi</strong> kendisinde nefes durmasına yol açtıysa derhal sunni tenefüs (hayata döndürme) işlemine başlanmalıdır.</p>
<p>Tıbbi yardım aramakta gecikmeyiniz; bu hata her yıl binlerce hayatın kaybedilmesine yol açmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/gogus-agrilarinin-vucuda-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Deri Hastalıkları</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/deri-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/deri-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 22:33:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[Deri: Derimiz vücudumuzu çepe çevre sarmak suretiyle dış etkilere karşı korumaktadır. Dış dünyayla en fazla ilişki içerisinde olan organlarımızdan deri bu özelliği nedeniyle bir çok hastalığa yakalanmaktadır.
Mantar enfeksiyonları : Deri hastalıklarının en başında mantar enfeksiyonları gelmektedir. Mantarlar hemen hemen her ortamda yaşayabilen çeşitlilikte türleri bulunur. Bu türler özellikle nemli olan korunaklı ve kapalı bölgelerde yerleşerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deri</strong>: Derimiz vücudumuzu çepe çevre sarmak suretiyle dış etkilere karşı korumaktadır. Dış dünyayla en fazla ilişki içerisinde olan organlarımızdan deri bu özelliği nedeniyle bir çok hastalığa yakalanmaktadır.</p>
<p><strong>Mantar enfeksiyonları</strong> : Deri hastalıklarının en başında mantar enfeksiyonları gelmektedir. Mantarlar hemen hemen her ortamda yaşayabilen çeşitlilikte türleri bulunur. Bu türler özellikle nemli olan korunaklı ve kapalı bölgelerde yerleşerek çoğalırlar. Etkilerini birkaç günden birkaç yıla kadar gösterebilen vücut mantarları;</p>
<p>* Koltuk altı.<br />
* Apış arası.<br />
* Kadın üreme organları.<br />
* Ayak parmakları arası(ayak mantarı).<br />
* Kilolu insanlarda derinin kat kıvrımları arası.<br />
* Göz kapağı ve çevresi.<br />
* Tırnak araları gibi birçok yere yerleşebilir.</p>
<p>Genellikle kaşıntı ve hafif ağrılara neden olan mantarlar bazı durumlarda hayat standardını oldukça olumsuz etkilerler. Gerçekten inatçı ve yapışkan olan bu canlıların tedavisi birkaç günden tutun da birkaç yıla kadarda sürebilir. Yıllar süren tedavi sürecinden hala var olarak çıkan mantar enfeksiyonları ne tür bir sorunla karşılaştığımızı bize kanıtlar niteliktedir.</p>
<p><strong>Deri Alerjileri</strong> ; Bazen yenilen bir şey, bazen deriye temas eden toz veya sıvı kimyasallar bazen de bir böceğin ısırması deride ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Birçok hasta bu tür reaksiyonlardan dolayı günlerce kaşıntı hastalığı çekmektedir. Hayat standardını gerçekten etkileyen deri hastalıklarından alerji, sosyal konumu ve sosyal yapıyı da tehdit eder boyuttadır.</p>
<p>Uzman bir doktorun teşhisiyle anlaşılabilecek deri alerjileri çoğunlukla bir tahlil yardımına ihtiyaç duyularak ortaya çıkartılabilmektedir. Bu alerjilerin</p>
<p>* Şekli,<br />
* Etkileri,<br />
* Ortaya çıkış zamanı,</p>
<p>gibi birçok faktör deri alerjilerinin teşhis ve tedavisinde kolaylık sağlamaktadır.</p>
<p>Bakteriyel enfeksiyonlar: Birçok bakteriyel faktör deri üzerinde rahatlıkla hayat bulabilmektedir.<br />
Bu bakteriler</p>
<p>Deri üzerindeki salgılanan sıvılar,<br />
Çeşitli deri atıkları,</p>
<p>Deriye dışarıdan bulaşan kimyasallar veya organik maddeler gibi faktörlerle beslenirler.<br />
Genellikle deri dışarısındayken hastalığa neden olmazlar. Ancak yara veya bere gibi derinin açıldığı durumlarda buradan vücuda girerek ciddi hastalıklara davetiye çıkartırlar. Bazen deri üzerinde tuhaf yapılaşmaların ortaya çıkmasına neden olan bu canlılar ancak detaylı bir laboratuar araştırmasıyla ile anlaşılır ve tedavi edilebilirler.</p>
<p><strong>Virüsler ve deri</strong> : Virüsler cansız ortamlarda hayatta kalamayan varlılardır. Yani deri dışında hiçbir etkiye sahip olmayan virüsler ancak deri açılmalarıyla vücut içerisine girerler ise etkili olabilmektedirler. Bir deri reaksiyonunun virütik olup olmadığını anlamanın genel yolu bu reaksiyonun deride sulanmaya veya yaygın yangılar yapıp yapmamasıdır. Bir diğer virütik belirti de deride oluşan küçük veya büyük memeleşmelerdir. Virüsler antibiyotikler ve diğer tür ilaçlardan etkilenmemektedirler. Genellikle ateş veya tuzlu su gibi uygun olmayan ortamlarda parçalanarak yok olurlar.</p>
<p><strong>Deri Parazitleri</strong> : Uyuz, bit, pire, çeşitli akar grupları, halı tozunda yaşayan çeşitli mite’lar deride yaygın sorunlara neden olan parazitlerdir. Aslında tedbirli davranıldığında oldukça kolay korunabileceğimiz bu canlılar üzerimize yerleştiklerinde ciddi sorunlara neden olacaklardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/deri-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kekemelik ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/kekemelik-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/kekemelik-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 22:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kekemelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Kekemeliği Değerlendirme;
Tedavi programı oluşturmak için kekemeliğin şiddetini değerlendirmek önemlidir. Okurken ve konuşurken beliren yinelemelerin, takılmaların, uzatmaların ve değiştirmelerin hesaplanmasıyla, akıcılığın boyutlarını belirlemek gerekir. Yetişkin kekemelerin konuşmaları standart soru yanıtlar ve testlerle değerlendirilir. Çocuklarda, anne-babalar ve öğretmenler, çocuğun ev okuldaki konuşma biçimi üzerine bilgi verirler. Çocuğun kendini baskı altında hissettiği durumlar açıkça kavranılmalı ve anne –babayla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kekemeliği Değerlendirme;<br />
Tedavi programı oluşturmak için kekemeliğin şiddetini değerlendirmek önemlidir. Okurken ve konuşurken beliren yinelemelerin, takılmaların, uzatmaların ve değiştirmelerin hesaplanmasıyla, akıcılığın boyutlarını belirlemek gerekir. Yetişkin kekemelerin konuşmaları standart soru yanıtlar ve testlerle değerlendirilir. Çocuklarda, anne-babalar ve öğretmenler, çocuğun ev okuldaki konuşma biçimi üzerine bilgi verirler. Çocuğun kendini baskı altında hissettiği durumlar açıkça kavranılmalı ve anne –babayla tedavi uzmanının birlikte alacağı önlemlerle bu duygusu hafifletilmelidir.</p>
<p>Tedavisi;<br />
Kekemeliğin oluşmasında temel etken kekeleme beklentisi ve korku olduğundan, kekemelik tedavisi kişiyi bir bütün olarak ele alır. Kısa sürede kekemelerin konuşma anksiyetelerini yenmek için yararlanılan tedavi yöntemleri bulunur. Ama kalıcı bir tedavi kekemeye konuşmasını nasıl “denetleyeceğini” öğrettiği gibi, kendine bakış açısını değiştirmesinde yardımcı olmayı da amaçlar. Tedavi, kekeme kişi iyileşmek için kendisi de çaba gösterirse başarılı olabilir.<br />
Akıcı konuşmayı öğrenmede en çok kullanılan yöntem, konuşma hızının yavaşlatılması ya da sözcüklerdeki seslerin uzatılmasıdır. Bütün kekemeler, konuşmalarını denetlemeleri için yeterli süre verilirse, akıcı biçimde konuşabilirler. Bu, onların, sözcüklerden çok herkes gibi cümlelerle konuşmalarını da olanaklı kılar. Bir uzman terapistin kılavuzluğunda konuşma denetimlerini attırdıklarında konuşma hızlarını da normal sayılan hıza ulaşıncaya kadar artırmayı becerirler.</p>
<p>“akıcı konuşma programları” genellikle çocuklara uygulanır; çocuklar önce tek bir sözcüğü duraklamadan söylemeyi öğrenirler; ardından iki—üç sözcük söyler, sonra da normal konuşabilirler.<br />
Kekemeler aynı zamana, iyi konuşmacı rolünü de benimsemek zorundadırlar. Dolayısıyla tedavinin bir parçası olarak, gerçek dünyada akıcı biçimde konuşmayı denemeleri gerekir. Bu, aşamalar halinde, az ürkütücü durumlardan başlayarak bir dizi konuşma yapmayla gerçekleşir. İlk başta kekemeye terapist eşlik eder, ama bir süre sonra yalnız başına konuşma yapabilecek hale gelir. Bir kez başarılı konuşan kişinin güveni yerine gelecek ve konuşmasındaki akıcılık gelişecektir.</p>
<p>Akıcı konuşmayı öğrendikten sonra “geriye” dönüşler olabilir. Bunların sürekli ve kalıcı olmadıklarını bilmek önemlidir. Önemli olan, kekemenin alıcı konuşmadaki istek ve ısrarıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/kekemelik-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kızlarda ergenlik yaşı 6&#8242;ya kadar düştü</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/kizlarda-ergenlik-yasi-6ya-kadar-dustu.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/kizlarda-ergenlik-yasi-6ya-kadar-dustu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 16:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Hormonlu besinler ve katkı maddeleri kızların ergen olma yaşı 6&#8242;ya kadar düşebiliyor.
Selçuk Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, kadınlarda ergenliğe geçişin tamamen hormonlarla ilgili olduğunu belirtti.
Çocukların cinsel gelişimini etkileyen hormonların doğumdan sonra bir süre aktif olduğunu belirten Atabek, kısa süre içinde bu hormonların etkisini kaybettiğini ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hormonlu besinler ve katkı maddeleri kızların <strong>ergen olma yaşı</strong> 6&#8242;ya kadar düşebiliyor.</p>
<p>Selçuk Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, kadınlarda ergenliğe geçişin tamamen hormonlarla ilgili olduğunu belirtti.</p>
<p>Çocukların cinsel gelişimini etkileyen hormonların doğumdan sonra bir süre aktif olduğunu belirten Atabek, kısa süre içinde bu hormonların etkisini kaybettiğini ve belli bir yaşa kadar sessiz kaldığını söyledi.</p>
<p>Zamanla bazı etkenlerle hormonların tekrar aktifleşmesiyle ergenlik dönemine geçişin başladığını belirten  Atabek, &#8220;Bu dönemden sonra hormon düzeyleri artmaya başlar ve cinsel gelişim basamakları ilerler. Günümüzde, ergenliğe ilköğretim çağından önce girenlere de çok raslanıyor.</p>
<p>Özellikle hormonlu yiyecekler ve katkı maddeleri yüzünden kızların ergen olma yaşı 6&#8242;ya kadar düşebiliyor. Bu düşüşte meyve ve sebzelerde kullanılan hormonlar, uzun raf ömrü için tercih edilen katkı maddeleri kadar, plastik, tekstil, boya, yapıştırıcı, elektronik sanayide kullanılan kimyasallar, hava kirliliği gibi hormon bozucular da etkili&#8221; dedi.</p>
<p>Hormonlu gıdalar ve katkı maddelerinin östrojenik etkiyi artırdığını ifade eden Doç. Dr. Atabek, &#8220;Bu etkiyle henüz oyun dünyası içinde olan çocuk regl olmaya başlıyor. Hormonlu yiyecek yüzünden 6 yaşında ergenliğe geçen kız çocuğu bana geldi. Bunun gibi birçok örnek var&#8221; dedi.</p>
<p>Erken yaşta reglin, boyun uzamasına engel olduğunu bildiren Atabek, &#8220;Gelecek nesillerin daha uzun olacağı söyleniyordu, ancak bu durum gidişatı tam tersine çevirecek. Özellikle genç kızların boyları gelecek yıllarda daha kısa olacak. Aynı etkiler nedeniyle sperm bozukluğu yüzünden erkeklerin de boy konusunda sorun yaşaması bekleniyor.</p>
<p>Erken ergenlik psikososyal sorunlara yol açıyor. Düşünün, 6 yaşında regl, olan bir kız çocuğu, bu sorumluluğu nasıl üstlensin? Ayrıca ergenliğe erken geçiş nedeniyle henüz çok küçükken göğüsleri büyüyor. Taşıyamıyor, kamburluk ortaya çıkıyor. Bütün bunlar çocuğun sosyal hayattan, arkadaşlarından uzaklaşması anlamına geliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Atabek, çevresel etkilerin erkek çocuklarda da bazı sorunlara yol açtığını belirterek, &#8220;Son yıllarda halk arasında &#8216;doğuştan sünnetli&#8217; olarak bilinen üreme organında deformasyon da çok görülmeye başlandı. Hormonlu yiyeceklerle katkı maddeli gıdalarla beslenen, aşırı kirliliğe maruz kalan annelerin karnında bebeklerin etkilenmesi sonucu bu tür sorun görülüyor. Doğuştan sünnetli çocuklardaki problem özel ameliyatla düzeltiliyor&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/kizlarda-ergenlik-yasi-6ya-kadar-dustu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tuvalet eğitimi ve sorunları</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/tuvalet-egitimi-ve-sorunlari.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/tuvalet-egitimi-ve-sorunlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 12:17:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[12 -36 aylar arasındaki dönemdir. Bu zamanda, artık çocuğun ayakları üzerinde durmasıyla, yürümeye başlamasıyla birlikte, &#8220;ortak yaşam &#8220;ya da “sembiyotik yaşam” dediğimiz süreç çözülmeye başlar, Artık çocuk kendi kendine kullanabileceği birtakım yetenekleri keşfetmiştir. Bu keşifle birlikte çocukta sonsuz bir merak başlar: merak ve karıştırıcılık, Her şeye &#8221; benim &#8221; diyerek atlar, Dünyanın merkezinin kendisi olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 -36 aylar arasındaki dönemdir. Bu zamanda, artık çocuğun ayakları üzerinde durmasıyla, yürümeye başlamasıyla birlikte, &#8220;ortak yaşam &#8220;ya da “sembiyotik yaşam” dediğimiz süreç çözülmeye başlar, Artık çocuk kendi kendine kullanabileceği birtakım yetenekleri keşfetmiştir. Bu keşifle birlikte çocukta sonsuz bir merak başlar: merak ve karıştırıcılık, Her şeye &#8221; benim &#8221; diyerek atlar, Dünyanın merkezinin kendisi olduğunu düşündüğü çağdır. Her şeyi eller, karıştırır, herşeyi fırlatır, her yere çıkar, her yerden iner. Onun için tehlike söz konusu olamaz. Bütün öğrenebilecekleri denemek, algılamak ve uygulayarak kendisine katmak istemektedir.</p>
<p>Doğaldır ki, bu arada özgürlüğünün sınırlarını da zorlamaktadır. Bu döneme “özerklik dönemi” diyoruz, yani her şey çocuğun kendisinin kontrolündedir ve böyle olmasını ister. O yüzden de anne ile sürtüşmenin başladığı bir dönemdir ,Sonsuz bir merak içinde özgürlüğünün tadını çıkarmak için yola çıkmıştır o. Anne ise durdurmak, sınırlamak için beklemektedir. “Dur, gitme, alma, çıkma, elleme&#8221; şeklinde engellerle onun dışındadır. Bunun sonucu çocukta, anneye karşı, anneye yönelik duygularında bir çatışma ortaya çıkar. Bu dönem çocuğu bir yandan anneye bağımlıdır, ondan tümüyle kopmamıştır, gereksinim duymaktadır; Bir yandan da onun dediklerini yapmama, kendi sınırlarını anneye tanıtma konusunda anneyle kıyasıya bir şavaşım içindedir, Bu özerklik savaşımı kendini anneyle çocuk arasında belirgin olarak kendini üç alanda gösterir: Tuvalet eğitimi, beslenme ve uyku alanları.</p>
<p>Bu döneme &#8220;anal dönem&#8221;, &#8220;<strong>tuvalet eğitimi dönemi</strong>&#8221; de denilmektedir. Bu önemde artık ağız bölgesi önemini yitirmiş, anal bölge özellik kazanmıştır. Bu yaşlarda çocuk için kakası ya da çişi. annesiyle girdiği savaşta çok etkin araçlardır, Bunları istediği yere, kendi istediği zaman yapacaktır; sınır tanımayacaktır. Oysa, bu dönemde anne de ona tuvalet eğitimini vermeye çalıştığı için yer, zaman belirleme konusunda anneyle çocuk arasında bir sürtüşme ortaya çıkmaktadır. Yine uyku alanında; anne çocuğu belirli saatlerde yatırmak ister, çocuk ise uyumamakta, daha fazla uyanık kalarak dünyayı daha fazla tanımak istemektedir.<br />
<span id="more-20"></span><br />
Beslenme alanında da çocuk, bu özerklik duygusu ile hem yemeklerini kendi yemek, hem de bulaştıra ,bulaştıra, ortalığa döküp saçarak yüzünü batırarak ve tadını çıkararak yemek ister, Anne bu kez de temizlik, düzen konusunda ona bir şeyler öğretmek ister; çocuğun doyduğundan tam emin olmak ister. Böylece, o bulaştırdıkça anne alacak ve aralarında yine bir gerginlik ortaya çıkacaktır, </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/tuvalet-egitimi-ve-sorunlari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser Tanısı Nasıl Konulur ?</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/kanser-tanisi-nasil-konulur.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/kanser-tanisi-nasil-konulur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 16:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Kanserlerin büyük bölümü or­taya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoru­nun) bir kütle veya anormal görü­nümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayı­da kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle be­lirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.
BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserlerin büyük bölümü or­taya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoru­nun) bir kütle veya anormal görü­nümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayı­da kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle be­lirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.</p>
<p>BELİRTİLER<br />
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık or­taya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.<br />
Hasta doktora gitse bile, dokto­ru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gerek­siz olduğunu düşünebilir.</p>
<p>Aslında bu bir çıkmazdır. Kanser­den kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, sağlık kaynak­larının hızla tükenmesine yol açaca­ğı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.<br />
İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, he­men daha kapsamlı testlere başla­nır.<br />
Bir kanserin varlığına işaret ede­bilecek belirtiler arasında şunlar var­dır.</p>
<p>İnatçı ve açıklanamayan<br />
•Öksürük<br />
•Nefes darlığı<br />
•Seste kalınlaşma<br />
•Yutma güçlüğü<br />
•Ağrı<br />
•Hazımsızlık<br />
•Kilo kaybı<br />
•Barsak alışkanlıklarında değişiklik<br />
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı<br />
•Ateş<br />
•Her türlü anormal kanama<br />
•Öksürükle kan gelmesi<br />
•Rektal kanama<br />
•Âdetler arası vajinal kanama<br />
•Cinsel birleşme sırasında kanama<br />
•Menopoz sonrası vajinal kanama<br />
•İdrarda kan<br />
•Derideki benlerde kanama</p>
<p>Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirti­lerle doktora başvuran kişilerin bü­yük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.</p>
<p>Kütleler ve şişlikler<br />
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, an­cak az bir kısmı doktor muayenesin­de saptanabilir; hastaların kendile­rinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yan­dan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organ­larda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kan­serlerinin çoğu da önce doktor tara­fından değil, hasta tarafından fark edilmektedir.</p>
<p>Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı değişikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak me­me, testis ya da başka bir bölgede şişlik veya giderek kötüleşen ve ne­deni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görü­nümündeki değişiklik) fark ederse­niz, hemen doktora başvurmalısınız.</p>
<p>Kanser İçin Tarama Testleri<br />
Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendile­rine özgü sorunları vardır. Test sıra­sında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.<br />
Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soru­na yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucun­da bazı kişilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama test­leri pahalıdır: erken tanının tedavi­nin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kan­ser vakasının saptanması için genel­likle çok sayıda kişinin taranması ge­rekir.</p>
<p>Meme Kanseri Taraması<br />
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşı­na kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.<br />
Röntgen filmlerinde saptanan anor­malliklerin büyük kısmı kanserli ol­masa da, bazılarında ek testler öne­rilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve ta­rama testinin şifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.</p>
<p>Rahim boynu (serviks) kanseri taraması<br />
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleş­meye girmemiş kadınlarda bu kan­ser çok enderdir). Sürüntü testi sıra­sında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kulla­nılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir parça cam üzerine yayı­lır ve mikroskop altında incelenir. İş­lem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen iyileşme oranının çok yük­sek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.</p>
<p>Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoğu küçük değişik­liklerdir ve ek araştırma gerektir­mez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir sü­re boyunca daha sık yapılması gere­kir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyüteç kullanılarak ra­him boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnek­ler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu iş­lem biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika ka­dar sürer.</p>
<p>Kansere dönüşme potansiyeli ta­şıyan alanlar saptandığında, burada­ki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen te­daviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaştırma’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soğutulmuş bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hüc­reler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.</p>
<p>Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormal­lik olabileceğini düşündüren bulgu­lar elde edilir ve genel anestezi al­tında ‘koni biyopsi’ yapılması gere­kebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabi­lir, ancak kimi zaman oluşumun da­ha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.</p>
<p>Çok az sayıda kadın serviks kan­serinden ölmektedir ve bunların ne­redeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.</p>
<p>Diğer kanserlere yönelik tarama testleri<br />
Son dönemdeki araştırmalarda, bar­sak tümörlerini erken evrede sapta­yan tarama testlerinin barsak kanseri­ne bağlı ölümleri azaltabileceği gös­terilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışın­daki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleştirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yay­gınlaşacak gibi görünmektedir.</p>
<p>Prostat kanseri taraması, bu kan­serler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (’prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeyle­rinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabi­lir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz te­daviye de yol açabilir. Başka neden­lerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük kanserler sap­tanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin ço­ğu yavaş büyür ve tedavi edilmedi­ğinde hastanın geri kalan yaşamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araş­tırmalar, taramanın prostat kanseri­ne bağlı ölümleri azaltabildiğini dü­şündürmektedir.</p>
<p>Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akci­ğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başla­yarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bı­rakılmasıdır.</p>
<p>Ailelerde Kanser<br />
Kuramsal olarak kansere karşı gene­tik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulu­nan) kişilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kan­serlerin %10′dan azı kalıtımsal ne­denlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kişiyi etkilediğinde, bu­nun yalnızca şansa bağlı olma olası­lığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.</p>
<p>İki ya da daha fazla yakın akraba­da (anne babalar, kız ya da erkek kar­deşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı olabilen farklı kan­ser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtım­sal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraflı (örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.</p>
<p>Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. An­cak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir ev­rede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artıra­bilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kan­ser riski artabilir.</p>
<p>Ender görülen çeşitli kanser tür­lerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hor­mon üreten diğer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türle­ri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen başlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rek­tum), meme kanseri ve över (yu­murtalık) kanseri olduğu görülmek­tedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uğramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalı­tımsal popiloz-dışı kolorektal kan­ser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluy­la geçmesi sonucunda ailelerde gö­rülür. Etkilenen kişilerin barsakların-da genç yaşta çok sayıda iyi huylu polip gelişir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönü­şür.</p>
<p>Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. Şim­diye değin iki önemli meme kanseri geni keşfedilmiştir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni ta­şıyan kadınlarda, yaşamlarının her­hangi bir döneminde meme kanseri gelişme riski yaklaşık %85 düzeyin­dedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de ar­tırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoğunda kalı­tımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde me­me kanseri olanlarda %30′un altın­da).<br />
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan kaygıla­nıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabi­lecek bir uzmanla görüşmenizi sağ­layabilir. Bir olasılık da, riskteki artı­şın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.</p>
<p>Bazen bir kan örneğinin son de­rece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştır­mak uygun olabilir. Ancak bu, kuş­kuları olan kişinin testin olası sonuç­larını tüm boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptan­dığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uy­gunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.</p>
<p>Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve tercihlerine göre bü­yük ölçüde değişebilir. Kalıtımsal barsak kanseri riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaş­larda hastalığın gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alın­ması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir .</p>
<p>Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki me­menin alınmasını tercih eder (bu iş­leme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bü­tünüyle ortadan kaldırmaz. Mastek­tomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzen­li uzman muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bu­lundurulmayı içeren bir programı seçer.</p>
<p>Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartıl­ması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hasta­lık riskini tamamen ortadan kaldır­maması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görün­tülemesi ve yumurtalık kanseri tara­fından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.</p>
<p>TlBBİ DEĞERLENDİRME<br />
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz mu­ayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuşkulu sonuçlara ulaşıldıysa, ko­şullara göre daha ileri test ve araş­tırmalar gerekebilir. Bu araştırma­lardan bazıları doktorunuz tarafın­dan yaptırılabilir, ancak araştırma­nın belirli bir aşamasında görüş al­mak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Ge­rekli testler kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.</p>
<p>Randevu tarihini, başka araştır­malar yapılmasını ve bunların so­nuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aşamada pek çok kişi ve kuruluştan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Yararlı ad­resler”, s. 90).</p>
<p>KLİNİK DEĞERLENDİRME<br />
Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkın­da daha ayrıntılı (örn. süresi, şidde­ti) sorular sorulur. Ayrıca genel sağ­lık durumunuz hakkında ve geçirdi­ğiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki koşullar gibi ilgili başka konular hakkında da sorular sorula­bilir. Öykü alma tamamlandıktan sonra, daha genel bir muayene ya­nında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde odaklanan bir vücut mu­ayenesi yapılabilir.</p>
<p>Bu değerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belir­li özelliklere sahip kütle vs. gibi bul­gular kanser kuşkusunu güçlendire­bilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; ör­neğin gırtlak laringoskopi ile, rek­tum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleştiri­len bir spekulum aracılığıyla görün­tülenebilir.</p>
<p>İLERİ ARAŞTIRMALAR<br />
Biyopsi<br />
Bazı kütlelerin görünüm ya da sert­likleri kanserli olabileceklerini dü­şündürebilir, ancak kesin tanı genel­likle yalnızca bir patolog tarafından konulur; patologlar hücre ve doku­ları mikroskopla inceleyerek değer­lendiren uzmanlardır. Patolog, kan­serin varlığını kesinleştiren ayırt edici görünüm değişikliklerini sap­tar.</p>
<p>Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması “biyopsi” ola­rak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon bi­yopsisi) bölgesel ya da genel anes­tezi altında çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iğne düzeneği kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereğini ortadan kaldırır.</p>
<p>Bir diğer seçenek da, bir şırınga­ya tutturulmuş ince bir iğne aracılı­ğıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon bi­yopsisi adı verilen bu işlem yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler bir cam la­mın üzerine yayılır. Mikroskobik in­celeme için doku örneği almanın di­ğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini kazı­mak ya da akciğerleri çevreleyen sı­vı (plevral efüzyon) ya da balgam gi­bi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.</p>
<p>Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden geçirilmiş çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji den­mektedir. Tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca gö­rünümlerinin değil, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelen­mesine olanak tanıyan histoloji, pa­tologa daha fazla bilgi sağlayabilir.</p>
<p>Sitoloji, tek tek hücrelerin görü­nümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az bilgi sağlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diğer yönü, anormal bir do­kudan ince iğne aspirasyonuyla alı­nan hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; do­kuda gerçekte kanserli hücre bulun­sa bile, iğne ile hiçbir kanserli hücre alınamayabilir. “Yanlış negatif ola­rak adlandırılan bu sonuçla karşılaş­ma riski histolojide genellikle dü­şüktür. Öte yandan, sitolojide pozi­tif sonuç alınması, daha ileri işlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok kanser türünde bu işlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece his­tolojik inceleme için doku elde edil­miş olacaktır.</p>
<p>Tanıyı kesinleştirmek için doku­nun mikroskobik olarak incelenmesi</p>
<p>yanında, hastalığın yaygınlığını de­ğerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. Örneğin boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hüc­resi olup olmadığını belirlemek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çün­kü kemik iliğinde lenfoma olup ol­maması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğü­mü de (bekçi düğüm biyopsisi) alına­bilir; lenf düğümünün yeri, birincil tü­mörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilme­siyle titiz bir biçimde belirlenir. Birin­cil tümörü drene eden (lenf dolaşımı­nı toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki di­ğer lenf düğümleri de büyük olasılık­la temizdir ve hastada daha başka bir ameliyattan kaçınılmalıdır.</p>
<p>“-oskopi” ile sona eren söz­cükler<br />
Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir). Kanserlerin çoğu gırtlak (larinks), akciğerlerdeki hava geçit­leri (bronşlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da kesele­rin iç yüzeylerindeki örtülerden kö­ken alır. Çeşitli aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuşkulu alanlarda biyopsi yapıl­ması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme teknikleri­ne verilen adlar şöyledir:</p>
<p>•laringoskopi: gırtlak<br />
•bronkoskopi: akciğerler<br />
•gastroskopi: mide<br />
•kolonoskopi: barsaklar<br />
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum<br />
•sistoskopi: mesane</p>
<p>Diğer teknikler arasında şunlar vardır:<br />
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava geçitleri<br />
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular<br />
•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu<br />
•laparoskopi: karın boşluğu</p>
<p>Bu işlemlerin bazıları için hasta­nın yatırılması gerekmez, bazıların­da sedasyon (sakinleştirici) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kulla­nılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücu­dun incelenecek bölgesine doğal bir açıklıktan ya da küçük bir keşiden dikkatle sokulan esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağla­yan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında dokto­run kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu ne­denle genel anestezi altında incele­me oldukça sık başvurulan bir işlem­dir.</p>
<p>Kan testleri<br />
Akyuvarların kötü huylu (habis) has­talıkları (lösemi) ya da kanda ölçüle­bilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı bilgiler sağla­maz.</p>
<p>Yine de, kan testleri vücudunu­zun genel sağlık durumu hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kan­serin kemik ya da karaciğer gibi baş­ka organlara yayıldığını gösterebilir;<br />
bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle yükselmesiyle anlaşılır.</p>
<p>Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez; genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür anormalliklere yol açabilir.</p>
<p>Röntgen filmleri ve taramalar<br />
Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.</p>
<p>Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanser­leri röntgen filmlerinde hemen gö­rülebilen işaretlerin, özellikle kan­serli doku içerisindeki küçük kalsi­yum birikimlerinin neden olduğu küçük ve beyaz renkli beneklerin oluşmasına yol açabilir.</p>
<p>Baryum yutulduğunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) rönt­gen altında yoğun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıka­rır. Normal koşullarda iç yüzey düz­günken, kanser düzensiz ya da içeri­ye doğru şişkin görünmesine yol açabilir.</p>
<p>Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen başka ‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir top­lardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böb­rek ve mesanede yapılan X ışınlı gö­rüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduğunu düşündürür.</p>
<p>Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan değişik tarama testlerinin birinden geçme­niz gerekebilir. Bilgisayarlı tomog­rafi (BT) ve manyetik rezonans gö­rüntülemesi (MR) sırasında, hasta­nın genellikle büyük ve daire şeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bü­tün bunlar size açıklanacaktır. Gü­nümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araştırılan bölgenin kesitler ya da dilimler ha­linde son derece etkileyici resimle­rini oluşturabilir ve basit röntgenler­le karşılaştırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde gösterir. Tümö­rün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini sağlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte edilmesi gere­kebilir.</p>
<p>Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun incele­nen kısmınının derisi üzerinde hare­ket ettirilir; kimi zaman prob rektu­ma, vajinaya ya da özofagusa yerleş­tirilerek de kullanılabilir. İç dokular­dan yansıyan çok yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.</p>
<p>İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin en­jekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası tara­fından saptanması işlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleştirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım siste­mi aracılığıyla vücudun değişik böl­gelerine taşınır ve kemiğin, vücu­dun başka bir yerinden yayılan tü­mörün yol açmış olabileceği herhan­gi bir hasarın iyileştirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoğunlaşır’ ya da yerleşir. Bu bölgelerde izotop yoğunluğunun yüksek olması, iske­letin gamma kamerasıyla alınan re­simlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür sıcak böl­geler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma ve yıp­ranma) görülebilir.</p>
<p>Kanserli hastaların değerlendiril­mesinde bir başka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon to­mografisinin (PET) değeri giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diğer tekniklerin görüntüleyemediği tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşı­mına enjekte edilen özel bazı şeker­lerin kanser hücreleri tarafından nor­mal hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eğilimine dayanmaktadır. Şeker moleküllerine tutturulmuş olan radyoaktif işaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı sağlar.</p>
<p>Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan ya da kanser ta­nısı konulan kişilerin ilk değerlendi­rilmesinde olduğu kadar, geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden kaynakla­nabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin her zaman doğru so­nuç verdikleri düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük kanserleri saptamakta ye­tersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu olduğu anlaşılan bazı kuş­kulu anormallikleri gösterir.</p>
<p>Tümörlerin evrelendirilmesi<br />
Biyopside kanser tanısı kesinleştirildikten sonra genellikle kanserin ‘ev­resi’ saptanır. Evrelendirme işlemin­de kanserin boyutları belirlenir ve bi­tişik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere ya­yılıp yayılmadığı değerlendirilir.</p>
<p>Değişik evreleme sistemleri var­dır ancak bunlar arasında en sık kul­lanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf dü­ğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere yayılımı (metas­taz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. Örneğin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerin­den bazılarını etkilemiş bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm ara­sında olduğunu gösterir. Nl ise kol­tuk altında hastalıktan etkilenen an­cak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini işaret eder. MO, sapta­nabilir uzak metastaz olmadığı anla­mına gelir.</p>
<p>Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, tedavi konu­sunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/kanser-tanisi-nasil-konulur.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserin Genel Olarak Tedavisi</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/kanserin-genel-olarak-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/kanserin-genel-olarak-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 16:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser te­davileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü var­dır: ameliyat, radyoterapi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser te­davileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.</p>
<p>Kanserde üç ana tedavi türü var­dır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açı­sından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türle­rinde çok farklı tedaviler uygulanabi­lir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki nor­mal dokulara hasar vermeden, kan­ser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt vere­bilir.</p>
<p>Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bo­zukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksi­yonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.</p>
<p>Pek çok hastada tedavilerin bir­likte kullanılması (kombinasyon te­davisi) tamamen iyileşme şansı ve­rir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastane­ye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmek­tedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildi­ğini bilmek ve anlamak ister.</p>
<p>TEDAVİNİN AMACI<br />
Mümkün olan her durumda tedavi­nin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek da­ha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kanse­re görece erken evrelerde tanı ko­nulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiy­le sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş öl­çüde yayılmış olduğu açıkça görü­lürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptana­mayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz ol­sa da, sayısı giderek artan bir azın­lıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak ya­yılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine kar­şı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.</p>
<p>Tamamen iyileştirmeyi hedefle­yen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefle­yen tedaviler ise “palyatif (hafifleti­ci) olarak tanımlanabilir. Kanser te­davileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıkla­rında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygu­lanır ve bu nedenle hastalar tarafın­dan çok daha iyi tolere edilirler.</p>
<p>Tamamen iyileşme hedeflendi­ğinde, ciddi yan etki riski göze alı­nabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hasta­lığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça orta­ya konulmalıdır. Öte yandan bir te­davinin palyatif olması, kansere kar­şı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.</p>
<p>Kanserde tedavi seçenekleri de­ğerlendirilirken ya da tedavi uygula­nırken, belirtilerin de dikkate alın­ması önem taşır. Tedavi bazı belirti­ler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulu­nabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan baş­ka pek çok yöntem vardır. Genellik­le oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastane­de kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişiler­dir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntem­lerle giderilmesi gerekir.</p>
<p>Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı gide­rek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakı­mevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda pal­yatif tıpta ve bakımevi benzeri ku­rumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri ev­rede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakala­rında da yararlı olabileceği unutul­mamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belir­tilerin nedeni ne olursa olsun, palya­tif bakım olanağından yararlanabilmelidir.</p>
<p>Doğru Tedavinin Seçilmesi<br />
Tedavinizi planlar ve tartışırken dok­torunuz bunun sizin gereksinimleri­nize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mik­roskop altındaki görünümleri, bo­yutları, yaygınlık dereceleri ve dav­ranışları arasında çok büyük farklılık­lar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konu­nun dikkate alınması gerekir.</p>
<p>Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoş­nutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uz­man olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzman­lar sık sık bir araya gelip son araştır­ma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemek­tedir. Bunun sonucunda, belirli kan­ser tipleri için en iyi tedavi yaklaşım­larını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.</p>
<p>Tüm kanser tedavilerinde yan et­kiler vardır. Küçük ameliyatların, dü­şük dozlu radyoterapilerin ve her­hangi bir ciddi rahatsızlığa yol açma­yan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve nor­mal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta kü­çük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.</p>
<p>Size önerilen tedavi büyük ölçü­de kanserinizin özelliklerine, konu­muna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yarata­cağı risk ve potansiyel yararların dik­katle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyi­leşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere kat­lanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavan­tajlarının dikkate alınması gereke­cektir. Yaşınız ve genel sağlık duru­munuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir has­tanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.</p>
<p>Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedef­leyen bir tedavi uygulamamaktır. Ki­mi zaman bu seçim var olan tedavi­lerin bazı kanserlerde etkili olmama­sı ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğun­dan tedavi uygulanmaz.</p>
<p>TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)<br />
Son yıllarda kanserde daha iyi so­nuçlar alınmasının bir nedeni de fark­lı tedavi türlerinin dikkatli bir biçim­de birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek ola­rak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kan­seri tamamen temizlemeyi başara­maması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metas­tazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen or­tadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuz­da etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç te­davisi de yarar sağlar.</p>
<p>Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı veril­mektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve ba­zen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin ol­dukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm meme­yi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterin­ce küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ame­liyata uygun olmayan büyük bir rek­tum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.</p>
<p>Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi<br />
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde ger­çekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameli­yat ya da yoğun kemoterapi uygula­nacaksa bu girişimleri uygulayabile­cek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.</p>
<p>Modern radyoterapi için son de­rece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yap­maktadır; bu nedenle kanser mer­kezlerinin büyük kasaba ya da kent­lerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve dene­yime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlen­diğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) gü­ven vericidir.</p>
<p>Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan te­davilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tara­fından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.</p>
<p>Hastanedeki uzmanlar<br />
Cerrahların dışında, genellikle aşağı­daki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.</p>
<p>•Onkologlar: Kanserde radyotera­pi ya da ilaç tedavisi konusunda uz­manlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanla­şırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.<br />
•Hematologlar: Kan hastalıkları ko­nusunda uzman olan ve lösemi, ola­sılıkla da lenfoma ya da miyelom te­davisini üstlenirler.<br />
•Palyatif bakım uzmanı: Özellik­le daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altın­da tutulması konusunda uzmanlaş­mış doktordur.</p>
<p>Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uz­man birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için dü­zenli toplantılar yapmaları artık gün­delik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üze­re diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alın­malıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.</p>
<p>Genellikle kanserli hastaların te­davisini yukarıda tanımlanan uz­manlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavi­de rol alır.</p>
<p>Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktor­lardır.<br />
•Radyologlar: Röntgenleri ve ta­rama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygula­yabilir.</p>
<p>Yardımcı görevliler<br />
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu<br />
teknisyenler onkologların uygulan­masını istedikleri radyoterapiyi ver­me konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eği­tim görürler ve sıklıkla bazı destek­leyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.</p>
<p>Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyotera­pist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri mad­di olanaksızlık durumunda neler ya­pabileceğiniz ve nereye başvurabi­leceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.</p>
<p>Doktorlarla Iletîşîm<br />
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınız­da gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hasta­larına istedikleri kadar zaman ayıra­mıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.</p>
<p>Uzmanınız genellikle o anki belir­tiler, genel sağlık durumunuz, geç­mişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız ko­nusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sos­yal kaygılarınızı da dile getirmelisi­niz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bil­gilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.</p>
<p>Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bu­lunmadan önce duygularınızı öğren­mek isteyecektir. İlk ya da başlan­gıçtaki görüşmeler büyük önem ta­şır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soru­yu sormalı ve tüm kaygılarınızı açık­lamalısınız. Sormak istediğiniz soru­ları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunu­zun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.<br />
Hastaların ne kadarını bilmek is­tedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasın­da farklılıklar vardır. Bir hasta her­hangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkile­ri size açıklamaktan mutluluk duya­caktır.</p>
<p>Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi ter­cih ederken, bazıları daha baştan ay­rıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bil­mek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça orta­ya koymadığınız sürece bunu yapa­mazlar.</p>
<p>Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınız­da tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurma­nız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getir­meniz iyi olur. Bazı hastalar kısa not­lar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu do­ğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.</p>
<p>Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, duru­mu tanımlamakta sıkça kullanılan ba­zı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.<br />
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sıra­sında ya da sonrasında kanserin kü­çülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genel­likle kanserde belirgin küçülme ol­ması gerekir. Vücutta hiç kanser be­lirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.<br />
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durum­larda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kan­serler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.</p>
<p>Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeni­den ortaya çıkmasını tanımlayan te­rimlerdir. Yineleme ilk tümör bölge­sinde olmuşsa “yerel” (lokal), me­tastazlara bağlı ise “uzak” olarak ta­nımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü dü­şünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yakla­şım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hasta­nın özgül koşullarına bağlıdır.</p>
<p>İkinci görüş<br />
Her zaman başka bir uzmandan ikin­ci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgile­nen uzmanlar, hastanın ikinci bir gö­rüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın ken­disi ikinci bir görüş alınmasını öne­rebilir.</p>
<p>Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sü­rede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzman­lığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği biri­sinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı ol­ması, ikincinin daha iyi olduğu anla­mına gelmez.</p>
<p>Tedavi için onay<br />
Birçok kanser tedavisi türünden ön­ce genellikle hastadan bir onay bel­gesi imzalaması istenir. Bu onay, si­ze tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da ya­zılı olarak verilmesini de zorunlu kı­lar. Onay belgelerinin bir amacı has­taların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hasta­neyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabilece­ğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste veril­diğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerin­den çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorları­nın yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.</p>
<p>Kanser tedavilerinin büyük bölü­münde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok za­rar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşku­suzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/kanserin-genel-olarak-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kansere Çözüm Bulundu</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/kansere-cozum-bulundu.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/kansere-cozum-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 16:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[u aşıyla ilaç tedavisi ihtiyacı ortadan kalkacak!
Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.
Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>u aşıyla ilaç tedavisi ihtiyacı ortadan kalkacak!</p>
<p>Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.</p>
<p>Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların aşağı yukarı dörtte birinde görülüyor.</p>
<p>Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.</p>
<p>Araştırmayı yürüten Mişigan Üniversitesi uzmanlarından Dr. Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını kaydetti. Wei, “bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” ifadesini kullandı ve aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceğini vurguladı.</p>
<p>Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu “plazmid” kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor.</p>
<p>Doktor Wei’ye göre, yan etkisi de olmayan aşı, bağışıklık sistemindeki T hücrelerine, kanser hücrelerine nasıl saldırması gerektiğini öğretiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/kansere-cozum-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Menopoz Nedir?</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/menopoz-nedir.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/menopoz-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 23:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[
Bayan yaşamının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-50 cıvarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek &#8220;erken menopoz &#8221; olarak tanımlanmaktadır. Fakat menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.
Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-12" title="menapoz" src="http://www.saglikturka.com/wp-content/uploads/2009/05/menapoz.jpg" alt="menapoz" width="144" height="218" /></p>
<p>Bayan yaşamının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-50 cıvarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek &#8220;erken menopoz &#8221; olarak tanımlanmaktadır. Fakat menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur.Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir.</p>
<p>Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır.Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da önem kazanmıştır. Menopozda azalan yumurtalık hormonlaının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar basit bir yöntemle önlenebilmekte veya daha aza indirgenebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/menopoz-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Başı Akıntısı</title>
		<link>http://www.saglikturka.com/meme-basi-akintisi.html</link>
		<comments>http://www.saglikturka.com/meme-basi-akintisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 23:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikturka.com/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[
Meme başı akıntısı, memede kitle ve ağrı şikayetinden sonra karşımıza çıkan bir sorundur. Meme ile ilgili nedenlerle polikliniğe başvuran hastalarda bu oran %5-6 olup, bu sebeple meme ameliyatı geçirenlerin oranı ise %7-8&#8242;i oluşturmaktadır.Yaş olarak da en sık 25-45 yaşları arasında görülür.
Meme başı akıntısı daha çok iyi huylu hastalıklarla birlikte olmasına karşın akıntının bir memeden ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-8" title="Meme Başı Akıntısı" src="http://www.saglikturka.com/wp-content/uploads/2009/05/meme-basi-akintisi.jpg" alt="Meme Başı Akıntısı" width="224" height="149" /><br />
Meme başı akıntısı, memede kitle ve ağrı şikayetinden sonra karşımıza çıkan bir sorundur. Meme ile ilgili nedenlerle polikliniğe başvuran hastalarda bu oran %5-6 olup, bu sebeple meme ameliyatı geçirenlerin oranı ise %7-8&#8242;i oluşturmaktadır.Yaş olarak da en sık 25-45 yaşları arasında görülür.</p>
<p>Meme başı akıntısı daha çok iyi huylu hastalıklarla birlikte olmasına karşın akıntının bir memeden ya da her iki memeden olması, kendiliğinden veya uyarımla olması, sürekli ya da aralıklı olması, tek bir kanaldan ya da birçok kanaldan akıntının gelmesi, akıntının kanlı veya kansız olması altta yatan olası kötü hastalığı ortaya çıkarmak açısından önemli noktalardır.</p>
<p>Adet döneminin başlamasından itibaren gebelikte,laktasyonda(süt verme dönemi) ve menopoz sonrası dönemde memelerde fonksiyonel(beklenen) ve patolojik(normalin dışında) değişiklikler olur. Bu patolojik değişikliklerden birisi de meme başı akıntısıdır, gebelik ve laktasyon dışında ortaya çıktığında patolojik olarak kabul edilir.</p>
<p>Meme başı akıntıları genel olarak üç grup altında incelenebilir;</p>
<p># Galaktore<br />
# Kansız akıntı<br />
# Kanlı akıntı</p>
<p><strong>GALAKTORE</strong></p>
<p>Her iki memeden, spontan (kendiliğinden) olarak, tüm kanallardan sütlü akıntı gelmesi galaktore olarak adlandırılır. Memelerden sütlü akıntı gelmesi gebelik sırasında veya gebelik bittiğinde görülebilir.Bu yaklaşık iki yıl kadar sürebilir ve emzirme bittiğinde kesilir. Gebelik veya emzirme olmaksızın memelerden sütlü akıntı gelmesi fizyolojik, farmakolojik (ilaçlara bağlı) veya endokrinolojik (hormonal) nedenlere bağlı olabilir.</p>
<p>Fizyolojik olarak;aşırı meme manüplasyonu (elle uyarılması), meme başlarının emilme şeklinde uyarılması buna yol açabilir. Tanı ve tedavi için uyarı kesilerek akıntının devam edip etmediğine bakılır.</p>
<p>Farmakolojik nedenler ise başka problemler nedeniyle kullanılan ilaçların galaktoreye sebep olmasıdır. Bu ilaçlar arasında en sık ülser ilaçları, doğum kontrol ilaçları, antiemetikler (bulantı giderici ilaçların bir kısmı) ve antidepresanlar sayılabilir. Ayrıca kronik morfin kullananlarda da görülebilir.</p>
<p>Endokrinolojik sebeplere gelince bir grup kadında galaktorenin sebebi kolayca açıklanamaz. Böyle durumlarda serum prolaktin seviyesi oldukça yardımcıdır. Prolaktin, hipofiz ön lobundan salgılanan bir hormondur. Görevi memeden süt salınımını sağlamak, diğer hormonlarla birlikte memenin gelişimine katkıda bulunmaktır.</p>
<p>Gebelik sırasında prolaktin seviyesi yükselerek doğumdan hemen sonra 200 ng/ml ye ulaşır. Gebelik ve doğum olmaksızın prolaktin seviyesindeki artış hipofize ait tümoral bir kitleyi düşündürmelidir. Hastalarda kitleye bağlı baş ağrısı ve görme bozukluğu vardır. Tanı için görme alanı muayenesi yapılır.Kafa grafisi ile büyük bir hipofizer kitle ortaya çıkarılabilir. Daha küçük kitleler için bilgisayarlı tomografi ya da magnetik rezonans çekilebilir. Kitlenin boyutuna ve medikal(ilaç) tedavisinin sonucuna göre cerrahi eksizyon ve radyoterapi(ışın tedavisi) planlanabilir.</p>
<p>Bunların dışında hipotalamik kitleler, enfeksiyonlar, vasküler (damarsal) ya da dejeneratif hasarlar, ektopik (normal yeri dışında) prolaktin salgılayan bronkojenik karsinoma, göğüs duvarına ait lezyonlar; herpes zoster, cerrahi skarlar da galaktoreye sebep olabilir.</p>
<p>Eğer galaktore kontrol altına alınamıyor, hastanın sosyal ve seksüel yaşamını etkiliyorsa ayrıca gelecekte gebelik planı yoksa cerrahi ile tüm kanallar çıkarılabilir.</p>
<p><strong>KANSIZ AKINTILAR</strong></p>
<p>Pürülan Akıntılar: Sıklıkla çocuk emzirme döneminde görülmekle beraber postmenapozal kadınlarda da görülebilir. Memede ağrı, huzursuzluk ve bir çok kanaldan kaynaklanan, spontan, tek taraflı akıntı enfeksiyon (iltihap) belirtileri ile birlikte mevcuttur. Enflamasyona ait klinik ve laboratuar bulguları ile tanı koyulabilir.</p>
<p>Tedavi için kültür alınarak uygun antibiyotik ve antiinflamatuar (iltihap giderici) verilir. Eğer apse oluşmuşsa insizyon ve drenaj gereklidir. Ayrıca inflamatuar kanser açısından dikkatli olmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>KANLI AKINTILAR</strong></p>
<p>Bu hastalarda sıklıkla</p>
<p># %45.1 İntraduktal papillom<br />
# %33.9 Fibrokistik değişiklik<br />
# %13.3 Kanser<br />
# %2.8 Duktal ektazi</p>
<p>saptanmıştır.</p>
<p>Meme duktus ektazisinde bu tür akıntı görülür.Bu grupta akıntılar farklı renklerde ,spontan , yapışkan ,bilatera l(iki taraflı) ve bir çok kanaldan olur. Çocuk doğurmuş, meme başı uyarımı olan, 37-53 y. arasında ki kadınlarda daha sıklıkla görülür. Akıntı sıklıkla farklı renklerde karşımıza çıkarken genellikle yeşil hakimdir. Sırasıyla sarı, beyaz ,kahverengi-gri ve kırmızımsı kahverengi olabilir. Bu son renk kanlı akıntı ile karışabilir.</p>
<p>İntraduktal papillomlar da bu tür akıntılara sebep olabilir.Genellikle 20-40 yaşlarında görülürler. Çoğunlukla meme başına yakın bir kist ya da genişlemiş bir duktus içinde gelişen genellikle 1 cm&#8217;den küçük lezyondur. Bazen papillomlar birçok duktusda ve duktusun farklı yerlerinde de olabilir. Fizik muayene ile akıntının geldiği duktus saptanmaya çalışılır. Tanıda mamografi yalnız başına yetersizdir. Duktografi (kanallardan ilaç verilerek görüntüleme) ve histopatolojik (parçanın alınarak mikroskop altında incelenmesi) tanıda önemlidir.</p>
<p>Bu akıntılar sıklıkla kanserle veya prekaseröz mastopati ile birliktedir. Akıntı tek taraflı , tek kanaldan kaynaklanıyor, kitle var ise sitolojik ve mamografik bulgular da değerlendirilerek kanser ayırıcı tanısına gidilmelidir</p>
<p>Akıntı serösanginöz (sulu-kanlı gibi) ya da kanlı ise 50 yaşın altında iyi huylu olma olasılığı artarken, 50 yaşın üstünde kötü bir hastalık ile birlikteliği sıktır. Yaş artışı ve kitle varlığı kanser olasılığını akla getirmelidir.</p>
<p>Meme başı akıntısında hastaya yaklaşım ve tanı yöntemleri ne olmalıdır ?</p>
<p>Eğer akıntı çamaşır üzerinde spontan fark edilmişse bu hastanın aktivasyonu örneğin jimnastik sonrası fark edilenden daha önemlidir. Akıntının menstruel siklus (adet kanamaları), ovulasyon ve mevcut gebelik ile ilişkisinin olması nonkanseröz (kanser dışı) lezyon ayırımında önemlidir. Akıntının rengi, travma (hasara maruz kalma), cerrahi, herpes zoster gibi enfeksiyonlarda ayırıcı tanıda önemlidir. Hikayede ilaç kullanımı araştırılmalıdır.</p>
<p>Hasta yaşı ve ailede kanser hikayesi meme kanseri gelişiminde artmış bir risktir. Tüm menapoz sonrası akıntılar önemlidir.</p>
<p>Her iki memenin fizik muayenesi nazik ve dikkatli biçimde yapılmalıdır. Akıntının geldiği kadranın demonstrasyonu önemlidir. Akıntının rengi ve konsantrasyonu gözlenir. Sitoloji yapılabilir fakat yalancı negatif sonuç oranı yüksektir. Sitoloji şüpheli, kitle tespit edilememişse kesin tanı için akıntının geldiği meme duktusu çıkarılarak tanıya gidilmelidir. Tüm palpe edilen (ele gelen) kitlelerde ince iğne aspirasyon biyopsisi gereklidir. Histopatolojik tanı daha değerlidir ve bizi kesin tanıya götürür. Mammografi öncelikle yapılmalıdır. Duktografi özellikle intraduktal papillom tanısında yardımcı olabilir.</p>
<p>Sonuç olarak tek taraflı, kendiliğinden olan, kanlı akıntılarda mutlaka tanının konması gerek<br />
mektedir.Ayrıca unutmamamız gereken önemli bir nokta ise, akıntının gelip gelmediğini kontrol için kesinlikle meme başını uyarmamalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikturka.com/meme-basi-akintisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
